Arşiv Anasayfa Türkü Magazin
Sayfalar: 1
Edip Akbayram "Onu İstiklal Marşı Gibi Okurum" By: Türkümania Date: April 26, 2008, 09:30:27

Notice: Undefined index: hide_preparedOption in /var/www/vhosts/turkumania.com/subdomains/forum/httpdocs/Sources/Subs.php on line 1840

Notice: Undefined index: hide_preparedOption in /var/www/vhosts/turkumania.com/subdomains/forum/httpdocs/Sources/Subs.php on line 1841


Yeni Albümündeki 'İlle de Memleket' Adlı Parçada 23 Yaşındaki Kızı Türkü ile Düet Yapan Edip Akbayram Kızına Duyduğu Aşkı Şu Sözlerle Anlattı: Ben Kızımı İstiklal Marşı Gibi Okurum. Ona Duyduğum Sevgi, O Kadar Kutsaldır...

 
YENİ ALBÜMÜNDEKİ 'İLLE DE MEMLEKET' ADLI PARÇADA 23 YAŞINDAKİ KIZI TÜRKÜ İLE DÜET YAPAN EDİP AKBAYRAM KIZINA DUYDUĞU AŞKI ŞU SÖZLERLE ANLATTI: BEN KIZIMI İSTİKLAL MARŞI GİBİ OKURUM. ONA DUYDUĞUM SEVGİ, O KADAR KUTSALDIR...
Vitrin sanatçısı değilim

'Doğduktan sonra önce konuşmayı ve yazmayı öğrettiler. Büyüyünce ikisinin de en sakıncalı şey olduğunu öğrendim. Haksız olana karşı olmayı, güzel olanı sevmeyi öğrendim...'

 
Ömrünün 40 yılını sanata adayan Edip Akbayram, 36. albümünün kartonetinde bu sözlerle sesleniyor hayranlarına... 'Söyleyemediklerim' adlı albümde; 'Haram Geceler'den, 'Metrisin Önü'ne, 'Haberin Var mı?'dan '1 Mayıs Marşı'na kadar ünlü sanatçının yıllardır söylemeyi hayal ettiği 10 parça yer alıyor.

İÇİMDE KALANLARI OKUDUM

Albümdeki sürprizlerden biri de; 'İlle de Memleket' adlı parçada Akbayram'ın 23 yaşındaki kızı Türkü ile düet yapması. Baba-kızla buluştuk ve piyasaya çıktığı günden beri yok satan albümü konuştuk...

* 4 yıldır albüm yapmıyordunuz. Neden bu kadar ara verdiniz?

Edip Akbayram: Aslında hep ortalardaydım. Konserler verdim ama albüm çıkarmadım çünkü müzik sektörünün düzelmesini bekledim. Korsan; müzik sektörünü mahvetti. Ama bu 4 yılda sektör yükseleceğine, iyice dibe vurdu. Dinleyicilerimden baskı gelmeye başlayınca, ben de hayatım boyunca okumak istediğim ancak hiç söyleyemediğim şarkıları, 'Söyleyemediklerim' adında bir albümde topladım. Bir yıllık çalışmanın eseri bu albüm. Repertuvarı 400 parçanın arasından seçtik. Stüdyo çalışmalarımız 2.5 ay sürdü.

* Albümdeki 'İlle de Memleket' adlı parçada kızınız Türkü ile düet yaptınız. Sizin müzik eğitiminiz var mı Türkü Hanım?

Türkü Akbayram: Evet. Konservatuarın piyano bölümünden ayrıldım.

E.A.: Adını müzikten alıyor. Oğlumun adı Ozan. 'Ozan türkü söyler' dedim ve kızıma Türkiye'de ilk kez 'Türkü' adını ben verdim.

ÜÇ SEVGİ BİR ŞARKIDA BULUŞTU

* Düet yapmaya nasıl karar verdiniz?

E.A.: Teklif benden gitti. Kızımla düet yapmak benim en büyük idealimdi. Albümün stüdyo aşamasında Türkü de yanımdaydı. 'Hadi gel şu parçayı oku' dedim. Gerçekten harika okudu ve çıktı. Çok güzel bir anı oldu bizim için. Bu parçada kızım var, vazgeçilmez şairim Nazım Hikmet var ve sevgili İlhan Şeşen'in yaptığı muhteşem bir beste. Yani üç sevgiyi bir arada yaşıyoruz o besteyi söylerken.

* Babanızla düet yapmak nasıl bir duygu?

T.A.: Hep aklımızda olan bir şeydi zaten. İkimiz için de bir anı kalsın istiyorduk. Ben ilk defa bir albümde şarkı söyledim. Babamla düet yaptığım için çok mutluyum. Çok heyecanlandım. Ayrıca şarkının içeriğinde Nazım Hikmet'ten bahsedilmesi de beni çok mutlu etti.

* Solo albüm hayaliniz de var mı?

T.A.: O yönde bir kariyer hedefim yok. Liseden sonra işletme okudum ve şimdi aynı alanda master yapacağım. Arada böyle şeyler olursa düşünebilirim ama solo albüm gibi profesyonel bir şey düşüneceğimi sanmam.

* Babanızın en sevdiğiniz şarkısı nedir?

T.A.: Bu kasette arabamda defalarca başa alıp dinlediğim şarkı; 'Adıyaman'. Babam bu şarkıyı okudu ve beni mahvetti. (Gülüyor)

E.A.: Biz birlikte çok şarkı söyleriz. Türkü piyanonun başına geçer, ben de söylerim.

* Nasıl bir baba-kız ilişkiniz var?

T.A.: Dışarıdan nasıl görünüyorsa, evde de öyle babam. Fikirlerime çok saygı duyar.

E.A.: Kararlarımız ortaktır, her şeyi konuşuruz.

* Erkek arkadaş meseleleri dahil mi buna?

E.A.: Kızımın erkek arkadaşını bilirim. Annesiyle konuşamadığı konuları bile konuşuruz.

T.A.: Annemden daha yumuşaktır babam. İzni önce babamdan alırız, annem son otoritedir. Babam arayı yumuşatır.

* Kızınıza nasıl seslenirsiniz?

E.A.: Ben kızıma aşkım, canım, yaşama gücüm demezsem; işim rast gitmez. Biz büyük bir aşk yaşıyoruz. İstiklal Marşı gibi okurum ben kızımı! O kadar kutsal bir aşkla severim onu! Gözünden bir damla yaş geldiği zaman günüm biter. Bazen sevgilisiyle münakaşa ediyor ve eve yüzü düşmüş geliyor. O anlarda ben resmen bitiyorum. (Gülüyor)

* Sevgilisini arayıp kızıyor musunuz?

E.A.: Bakın, o olmuyor işte. (Kahkahalar) Ben sabahları Türkü'nün odasına giderim ve ona masaj yaparım. 'Burası baba evi, burada her şey senin emrinde' derim. Onun da çok hoşuna gider bu. 'Ne güzel şey bu baba evi' der bana.

* Hayranlarınızla ilişkileriniz nasıl? Albüm çıkarmadığnız için size çok baskı yaptıklarını söylediniz. İnternet siteniz yok. Nasıl ulaşıyorlar size?

Evet, sitem yok. Ben telefonla mesaj çekmesini bile bilmem. Mesajlarımı benim yerime kızım çeker. (Gülüyor) Dinleyicilerimle aramda hiçbir engel yoktur. Onlar çok bilinçlidir, bana nasıl yaklaşacaklarını bilirler.

Geçen seneki Fethiye konserimde beni çok etkileyen bir olay yaşadım. 50 bin kişi beni izlemeye gelmişti. 50 yaşlarında olan ve Almanya'da çalışan bir gurbetçimiz çocukluğundan beri bana hayranmış. Tesadüfen Fethiye'ye izne gelmiş ve soluğu konserimde almış.

Sahnedeyken korumaları aşıp yanıma gelemedi. Sonra onu otelin kapısında beni beklerken buldum. 'En büyük idealim sizi koklamaktı' diye bana sarıldı. Bol bol fotoğraf çektirdik. Ben otelden çıkarken de arkamdan; 'Edip Ağabey, ne olur benden önce ölme' diye seslendi. Bu söz beni çok etkiledi. Bunu trilyonlar verseniz söyletemezdiniz o adama. (Gözleri doluyor)

* TV'deki yarışmalarından jüri üyeliği teklifi aldınız mı?

E.A.: Aldım ama kabul etmedim. Ben sektöre, 1972'de Altın Mikrofon yarışmasında birinci olarak girdim. Şimdiki yarışmalar senaryo ürünü. Gençlerin önlerini böyle popülist yarışmalarla açamayız. Yazık oluyor o yarışmalara girenlerin psikolojilerine! Şöhreti ve parayı taşımak zordur. Altyapınız yoksa, bunların altında ezilirsiniz. Bu gençleri önce allayıp pullayıp vitrine koyuyorlar, sonra da kullanıp birer kağıt gibi yırtıp atıyorlar. Onlar vitrin sanatçısı, ben ve benim gibiler arşiv sanatçıyız. Bu yüzden biz kalıcıyız.